Avrupa Komisyonu’nun üye ülkelerin sanayisini canlandırmayı ve kamu alımlarında AB şirketlerine öncelik vermeyi hedefleyen ‘Made in EU’ planına yönelik itirazlar artıyor. Bir kez ertelenen “Made in EU” için şartların 26 Şubat’ta açıklanması bekleniyordu. Ancak karar tarihi 4 Mart’a ertelendi. Türkiye otomotiv sanayisini yakından ilgilendiren bu düzenlemeye ilişkin taslağı hazırlayan ekipten sorumlu AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Stephane Sejourne’nin çalışmasına, Komisyonun 9 farklı biriminden olumsuz geri bildirim geldi. Bu durum, yasanın ertelenmesine neden oldu. Gelişmeler ‘Made in Europe’ krizi büyüyor’ tartışmalarını beraberinde getirdi.
Taslak düzenlemeye göre kamu teşviki alan veya kamu kurumları tarafından satın alınan elektrikli, hibrit ve hidrojen yakıt hücreli araçların AB’de monte edilmesi ve batarya hariç bileşenlerinin en az % 70’inin AB içinde üretilmiş olması gerekecek. Bataryanın bazı ana bileşenleri için de AB menşei şartı aranacak. Düzenleme, AB’nin Çin’den gelen düşük maliyetli rekabete karşı üretim tabanını koruma çabasının bir parçası olarak değerlendirilse de, sektör içinde görüş ayrılıkları dikkat çekiyor.
Misilleme riskini artırabilir
Alman üreticiler başta olmak üzere Çin pazarında güçlü konuma sahip markalar, bu tür yerel içerik kurallarının misilleme riskini artırabileceğini ve inovasyonu zayıflatabileceğini savunuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ‘Made in EU’ şartının son çare olması gerektiğini ve diğer ticaret ortaklarını da içerebilecek “Avrupa ile birlikte üretilmiş” bir yaklaşım öneriyor. İsveç ve Çekya planların Avrupa’daki yatırımları caydırabileceği ve fiyatları artırabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Birleşik Krallık da ‘Made in EU’ya sıcak bakmıyor. Buna karşın Avrupa merkezli üreticiler ve tedarikçi örgütleri, yerel üretimin korunmaması halinde 350 bine kadar istihdam kaybı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Tedarikçiler, AB’de monte edilen araçların halihazırda % 75-80 oranında yerel içerik taşıdığını belirterek, yeni kuralların mevcut dengeyi koruyacak şekilde tasarlanmasını istiyor.
Taslakta bazı istisnai durumlar olduğu da belirtiliyor. Örneğin, bir araç dünya çapında yalnızca bir şirket tarafından üretiliyorsa veya Avrupa’da üretilen bir modele geçmek en az % 30 daha pahalıya mal olacaksa, “Avrupa’da üretilmiş” olma şartı kaldırılabilecek.
Türk otomotiv sektörü için kritik eşik
Gelişme, Gümrük Birliği kapsamında AB ile güçlü entegrasyona sahip olan Türkiye otomotiv sanayisini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, AB’ye yönelik otomotiv ihracatında kilit tedarikçi konumunda bulunuyor ve üretimin önemli bölümü Avrupa pazarına yöneliyor. Eğer % 70 yerel içerik hesabında yalnızca AB üyesi ülkeler dikkate alınırsa, Türkiye’de üretilen ve AB’ye ihraç edilen araç ve komponentler teşvik kapsamı dışında kalabilir. Bu durum, özellikle elektrikli araç dönüşüm sürecinde Türk tedarik sanayisinin rekabetçiliğini olumsuz etkileyebilir. Komisyon içinde tartışılan alternatif yaklaşıma göre, Gümrük Birliği ve mevzuat uyumu gibi kriterler dikkate alınarak bazı ülkeler “güvenilir ortak” statüsünde değerlendirilebilir. Bu kapsamda Türkiye’nin sisteme dahil edilmesi, mevcut entegrasyonun korunması açısından kritik önem taşıyor.
OSD: Türkiye’siz Avrupa ayakta kalamaz
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu, AB’nin otomotivdeki kritik ‘Made in EU’ taslağı öncesi uyarılarda bulunarak, “Türkiye’siz Avrupa otomotiv sanayinin ayakta kalması zor. Made in EU Türkiye otomotiv sanayisinin ihracatı ve ülke ekonomisi açısından önemli riskleri ön plana çıkartıyor” diye konuşmuştu. “Ülkemizde üretilen taşıt araçları ve parçalarının söz konusu tanımın dışında bırakılması Gümrük Birliği’nin Türkiye ve AB’ye getirdiği avantajı ortadan kaldıracak ve bu yapının işlevini yitirmesine neden olacaktır” diyen Eroldu, “Türkiye’nin Gümrük Birliği ortağı statüsü gereği, ‘Made in EU’ uygulamalarında Avrupa Birliği ile eşit şekilde değerlendirilmesi ve teşvik mekanizmalarının dışında kalmaması son derece önemli olup, Türkiye ve Avrupa otomotiv sanayilerinin rekabetçiliğini koruyabilmeleri için Türkiye’nin bu tanıma dahil edilmesi stratejik bir gerekliliktir” açıklamasında bulunmuştu.











