Türkiye’de yüz binlerce kişinin ekmek yediği otomotiv sektörü 2 yıldır zorlu günler geçiriyor. Yurt içi satışlar yarı yarıya daralırken, umudumuz olan ihracat pazarlarında dalgalanmalar sürüyor. Özellikle en büyük ticaret ortağımız Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin vites düşürmesi, ihracatı tehdit ediyor. Yılın ikinci çeyreğinde Almanya’nın yüzde 0.1 küçülmesi, İtalya’da erken seçim belirsizliği, Fransa’nın Sarı Yelekliler krizini atlatamaması, İngiltere’de Brexit krizine bir de yeni Başbakan Boris Johnson muammasının eklenmesi, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları, Türk otomotiv sektörünü ayakta tutmaya çalışan ihracatın önünde adeta duvar oluşturuyor.
Ve artık sektörde yaşanan sıkıntı son yaşanan gelişme ile iyice ortaya çıktı. Tofaş’ın KAP’a ‘Planlar doğrultusunda’ şeklinde yaptığı açıklamaya rağmen Ekim ve Kasım aylarında 5 haftada 4 gün, 1 haftada da 3 gün çalışacak olması ve 1 hafta üretime ara vermeyi planlaması işin ciddiyetini ortaya koyuyor. Sonuçta Türk otomotiv sektörü sadece iç pazar nedeniyle zorlu günler geçirmiyor. Küresel otomotiv pazarının yılın ilk yarısında yüzde 6.8 daraldığını düşünürsek, son çeyrek herkes için zor geçecek.
Hangi hamleler yapılmalı?
Peki Türkiye ihracatının lokomotifi otomotiv sektörü nasıl ayakta kalacak? Tabii ki kısa süreli pansuman görevi olan ÖTV-KDV indirimleriyle değil. En başta çok karmaşık olan vergi sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Matraha göre yapılan ÖTV sistemi, otomotiv sektörünün dinamiklerini bozmuş durumda. Vatandaş hangi otomobilde ne kadar ÖTV ödeyeceğini ancak elinde hesap makinesiyle görebiliyor. Alman basınında çıkan haberlerde de Volkswagen Grubu’nun yatırım şartlarından biri olarak özellikle vergi sisteminin düzenlenmesi gerektiğini istediğine şahit olduk. Bir diğer önemli konu ÖTV sisteminde 1.6 litrenin ‘tabu’ olarak kabul edilmesi. Avrupa’da zaten Türkiye gibi motor hacmine göre ÖTV oranı söz konusu değil. Vergide belirleyici faktör emisyon oranı… Bizde ise esamesi okunmuyor. Bunun yanı sıra hurda indiriminin tüketicilerin sağlığı ve çevre için sürekli hale getirilmesi olmazsa olmazlar arasında yer alıyor.
Türk otomotiv sanayi için 2019 yılı kayıp olacak ancak önümüzdeki dönemde üretim, istihdam, ihracat ve bayilerin ayakta kalması için Ankara’nın bu ‘kara tablo’yu görmesi gerekiyor. Yoksa yüz binlerce kişiye aş ve iş vermesi bir kenara, rahmetli Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın otomotiv sektörüne kazandırdığı meşhur tanım olan ‘Yediveren gülü’ tamamen solacak.











