Savaşın otomotive ilk faturası: 100 bin adetlik kayıp yaşanacak. Orta Doğu’da yaşanan savaşın etkileri Türkiye otomotiv sektöründe yavaş yavaş hissedilmeye başladı. Markalar tedarik zincirlerinin bozulması nedeniyle satış hedeflerini ve planlarını revize ediyor. İsabetli ve pozitif öngörüleriyle öne çıkan Stellantis Grubu markası Opel de piyasa tahminlerini yenileyen markalardan biri oldu. Opel Marka Direktörü Yiğit Yantaç, 2026 yılı toplam pazar beklentilerini düşürdüklerini açıkladı. Antalya’da yeni Opel Mokka GSE ile Opel Grandland Elektrik AWD Akıllı 4X4’ün test sürüşünde sorularımızı yanıtlayan Yantaç, “2026 hedeflerimize baktığımızda pazar beklentimizi 1.3 milyon, satış hedefimizi 65 bin adet ve üzeri olarak belirledik. Önceki öngörümüzde pazar 1.4 milyon, hedef satış 75 bin adet seviyesindeydi. Pazarın geri gelmesiyle birlikte kaybedilen adetleri hedeflerimize yansıttık. Pazar payı konusunda daha temkinli davranarak % 5’in üzerinde bir hedef belirledik. Ancak yıl sonunda yine % 5.5 seviyelerine ulaşacağımıza inanıyorum” değerlendirmesini yaptı.
Yiğit Yantaç, otomotiv pazarındaki son gelişmeleri, savaşın sektörü etkilerini ve Opel’in hedeflerini aktardı:
Pandemideki gibi araç sıkıntısı yaşanır mı?
Revizenin ilk ve en temel nedeni ilk çeyrekte yaşanan kayıp. İlk çeyrekte yaklaşık % 7-8’lik bir kayıp vardı. Bu oranı yıl geneline yansıttığınızda, 1.4 milyon adetlik pazar içerisinde yaklaşık 100–110 bin adetlik bir düşüş ortaya çıkıyor. Aslında pazarı hesaplarken bu durumu öngörümüze yansıtmış olduk.
Bu müşteri kitlesinin tamamen pazardan kaybolduğunu, almaktan vazgeçtiğini, alım ihtiyacının sona erdiğini ya da alım gücünün bittiğini düşünmüyorum. Bu talebin ertelendiğini düşünüyorum. Şartların değişmesi ve önümüzdeki günlerde mevcut konjonktürün farklı bir noktaya gelmesi durumunda, bu müşterilerin yeniden pazarda alım tarafına geçebileceğine inanıyorum.
Ancak burada başka bir kritik nokta ortaya çıkıyor. Talep yeniden doğduğu zaman, bunu karşılayabilecek bir araç bulunabilirliği olacak mı? Çünkü müşterinin aslında iki ayrı pazarı bulunuyor. Biri sıfır araç pazarı, diğeri ise ikinci el pazarı. Müşteri, sıfır araç tarafında aracı bulamadığı noktada ya da fiyatların çok yükseldiği noktada ister istemez ikinci el pazarına yoğunlaşacak ve oraya yönelecektir. Bu nedenle tedarik konusu burada kritik hale geliyor.
Yeni güzergahlar maliyeti artırıyor
Pandemi dönemine benzer bir sürece gireceğimizi düşünmüyorum. Tedarik tarafına baktığımızda şu anda çok büyük kısıtlar ya da ciddi sıkıntılar görünmüyor. Ancak Avrupalı üreticiler açısından üretim maliyetlendirmesi ve yeni lojistik güzergâhların oluşturulması gibi başlıklarda, kendi üretimleri kadar tedarikçileri de kapsayan bazı riskler olabilir. Örneğin Dubai’de dünyanın en büyük çip üreticilerinden birinin ana merkezi bulunuyor. Şu an doğrudan etkilenmiş durumda değil ancak gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Bugün itibarıyla mevcut modellerimiz içerisinde, donanım veya teknik kıstaslar nedeniyle üretilemeyen ya da ciddi şekilde araç bulunabilirliği sorunu yaşadığımız bir durum yok. Kayıplarımızın daha sınırlı olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu durumun önümüzdeki dönemde nasıl evrileceği, sürecin ne kadar uzun süreceğiyle doğrudan bağlantılı.
Buradaki asıl belirsizlik, Avrupa dışında üretim yapan markaların değiştirdikleri üretim lokasyonları ve lojistik güzergâhlar nedeniyle oluşabilecek maliyet artışları ve satış stratejilerinin nasıl şekilleneceği. Açıkçası buradaki tabloyu net olarak kestirmek kolay değil.
Kötümser senaryoda pazar ne olur?
Bugün baktığınızda, savaşın yaşandığı coğrafya fiziksel olarak geniş bir alanı kapsıyor olabilir ancak küresel üretim merkezlerine doğrudan baktığımızda –Uzak Doğu, Avrupa ve Amerika özelinde– şu anda üretimi birebir etkileyen bir tablo görmüyoruz. Petrol ve zenginlik boyutu elbette ayrı bir konu ancak genel üretim ve tedarik zinciri açısından bakıldığında, şu an için doğrudan üretime etki eden bir noktada değiliz.
Bu nedenle biz paylaştığımız senaryoyu “orta senaryo” olarak tanımlıyoruz. İyi senaryomuz hâlâ 1.4 milyon adet. Çünkü bu müşteri kitlesi pazardan tamamen kaybolmuş durumda değil. Fiyatların nasıl etkileneceğini biraz zaman içerisinde daha net göreceğiz. Özellikle Uzakdoğu menşeli markaların Türkiye’ye erişiminin nasıl olacağı önemli bir soru işareti.
Gerilim şiddetlenirse üretim ciddi etkilenir
Avrupa dışında üretim yapan markalar için daha çekimser ya da daha negatif bir senaryoya bakacak olursak, elbette pazarın bir miktar daha gerilemesi ihtimali söz konusu olabilir. Bu tamamen yaşanan ortamın ne kadar daha sertleşeceğiyle ilgili. Biz bu tür senaryoları değerlendirirken, bugünkü koşulların devam ettiği varsayımına göre hareket ediyoruz.
Eğer bu ortam daha da şiddetlenir, özellikle Avrupa bu süreçte doğrudan bir taraf haline gelirse –ki şu anda tarafsızlığını koruyor– bu bizi daha fazla etkiler. Çünkü o noktada hem tedarik hem de üretim tarafında daha ciddi sıkıntılar yaşanmaya başlanır. Bu senaryonun bugün net bir karşılığı yok; yaşanıp görülmesi gereken bir durum. Şu an itibarıyla ana pazar senaryomuzun 1.3 milyon adet seviyesinde olduğunu söyleyebilirim.
Opel ilk çeyrekte nasıl bir performans sergiledi?
İlk çeyrek itibarıyla binek tarafta % 4.6’lık bir pazar payına ulaştık. Elektrikli araçlar bu performansı yukarı taşıyan en önemli unsurlardan biri oldu. Elektrikli pazar normal binek pazarının içerisinde büyüdüğü sürece, bizim pazar payımızın da artacağını söyleyebilirim. Çünkü elektrikli tarafta güçlü markalardan biriyiz. Geçtiğimiz yıl binek pazar payımız % 4.4’tü ve bu yıl büyüyerek devam ediyoruz.
Ticari araç tarafında ise ilk çeyrekte % 9.7’den % 8.6’ya düşen bir pazar payımız oldu. Bu düşüşün temel nedeninin, özellikle K9 modelimizin en üst versiyonunda yaşanan tedarik sıkıntısı olduğunu düşünüyoruz ve bunun yaklaşık 1 puanlık bir kayıp yarattığını öngörüyoruz. Yılın geri kalan döneminde tedarik tarafında ciddi bir sorun öngörmüyoruz. Bu nedenle ticari araç hedefimizi hâlâ net bir şekilde % 10 olarak koruyoruz.
İlk çeyreği % 8.6 ile kapattıktan sonra yıl sonunda yüzde 10’a ulaşabilmek demek, kalan üç çeyrekte % 10’un da üzerinde, hatta % 10.5–11 seviyelerinde bir performans yakalamayı gerektiriyor. Hedefimiz bu noktada oldukça net. Ticari pazarda üçüncülüğü bırakmak istemiyoruz. Üçüncü olabilmek için de % 10 ve üzeri bir pazar payına ulaşmamız gerekiyor.
Burada önemli bir diğer unsur da kardeş markalarımızla birlikte yürüttüğümüz yerli üretim süreci. Combo modelinin geçişiyle birlikte ticari araç satışlarımızın % 85–90’ı yerli üretim kapsamına girecek. Movano dışındaki tüm ticari modellerimiz yerli üretime geçmiş olacak. Özellikle son çeyrekle birlikte, Eylül ayı itibarıyla K9’un ve Combo’nun geçişiyle ivmenin artacağını ve ticari araç segmentini yıl genelinde % 10 seviyesinde kapatacağımızı düşünüyorum.
Fiyatlar nedeniyle C segmentten B’ye geçiş var
Genel pazar açısından baktığımızda, birinci çeyrek verilerini geçen yıl ile karşılaştırdığımızda pazarın % 79’unun binek, % 21’inin ticari araçlardan oluştuğunu görüyoruz. Pazar toplamda % 4’lük bir daralma yaşamış olsa da, bu daralma binek ya da ticari olarak ayrışan bir tablo yaratmıyor. Binek müşterisi hâlâ var, ticari müşterisi hâlâ var ve segment bazındaki pazar payları da genel olarak aynı seviyelerde. Buradaki tek önemli nokta, C segmentinden B segmentine doğru bir müşteri geçişinin olması.
Bunun temel nedeni, C segmentinin artık % 90’lık ÖTV baremine geçmiş olması ve buna bağlı olarak fiyatların 2.5 milyon TL ve üzeri seviyelere çıkması. Beklediğimiz gelişmelerden biri de yaklaşık iki yıla yakındır kredilendirme tarafında uygulanan 2 milyon TL sınırı. 2 milyon TL’nin üzerindeki araçlar için, ticari müşteriler dışında kredi imkânı sağlanmıyor. Burada bir gelişme olması durumunda, özellikle bugün B-SUV’lar dahil birçok model 2 milyon TL sınırına dayanmışken, bu baremin değişmesi halinde binek pazarının daha fazla hız kazanması mümkün olabilir. Ancak bunun şu an için yalnızca bir beklenti olduğunu ve bizim resmî olarak yansıttığımız bir durum olmadığını da özellikle belirtmek isterim.
Zamlar öncesi müşteri talebi öne çekildi mi?
Haziran ayının sonunu görerek her şeyi değerlendirmek daha doğru olacak. Çünkü aylar ve dönem geçişleri söz konusu olduğunda, geçen sene Kurban Bayramı Nisan ile Mart geçişinde değil, Haziran ayının başındaydı. Bu yıl Mayıs ayının sonunda. Burada şu da çok önemli bir konu: Bir bayramın ya da tatil döneminin ayın başına gelmesiyle ayın sonuna gelmesinin etkisi birbirinden çok farklı olabiliyor. Biri alımların en yüksek olduğu döneme denk gelirken, diğeri en düşük olduğu döneme denk gelebiliyor. Bu nedenle biz de süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde stoklar biterse, araç bulunabilirliği ve lojistik sorunlar araç fiyatlarına yansır. İkinci çeyrekte göreceğiz
Nisan ve Mayıs filo yenileme dönemi
Müşteri kitlesi tek bir gruptan oluşmuyor. B segmenti, C segmenti, hatchback müşterisi, sedan, SUV, binek, perakende müşterisi, filo müşterisi gibi çok farklı kırılımlar var. Geriye dönüp baktığımızda burada kritik olan nokta, Nisan ve Mayıs aylarının filo dönemi olması. Bu nedenle şu an için net olarak söyleyebileceğim şu: Ayın ilk 13 günlük periyoduna perakende tarafında baktığımızda, geçen senenin aynı dönemine kıyasla daha iyi bir pazar görüyoruz. Bu da gerçekten ilginç bir nokta.
Ayrıca elektrikli araçların da, geçen senenin Nisan dönemine kıyasla daha iyi bir performans gösterdiğini görüyoruz. Ancak bu ayın genel sonucunu belirleyecek ana unsurun filo pazarı olacağını düşünüyorum. Çünkü şu an bir filo dönemindeyiz. Filo döneminde biliyorsunuz ki en önemli etkenlerden biri yaz sezonuna girerken otel dolulukları, yerli turistin tatil planlaması, rezervasyonlar ve ödemeler gibi unsurların erkenden yapılması. Bu nedenle burası kritik bir alan olarak öne çıkıyor.
Bizim izlediğimiz kadarıyla filo tarafında aslında bir kayıp söz konusu. Bu kaybın araç satışlarına nasıl yansıyacağı bir soru işareti. Ancak bizim açımızdan pozitif olan taraf, filo müşteri kırılımındaki konumumuz. C-SUV veya C segmentinden B segmentine doğru bir kayma yaşandığı noktada, B segmentinde en güçlü markalardan biri olmamız bizim için avantaj yaratıyor. Bu çerçevede filo pazarı bir miktar düşebilir, perakende pazarı artabilir, ticari taraf benzer seviyelerde kalabilir diye öngörebiliriz.












